?>

“DİNDAR VE SİVİL CUMHURBAŞKANI”

“DİNDAR VE SİVİL CUMHURBAŞKANI”


Tarihler 17 Nisan 1993 Cumartesi’yi gösteriyordu. Saat 13 sıralarında öğle namazını kılarken,  öbür odada bulunan  televizyondaki spikerin sesi  kulaklarımda yankılandı: […]

Tarihler 17 Nisan 1993 Cumartesi’yi gösteriyordu. Saat 13 sıralarında öğle namazını kılarken,  öbür odada bulunan  televizyondaki spikerin sesi  kulaklarımda yankılandı:

“Cumhurbaşkanı Turgut Özal bu sabah spor yaparken, aniden fenalaşarak Hacettepe  Hastanesine kaldırılmış ve  Rektör Prof. Dr. Yüksel Bozer’dan alınan bilgiye göre az önce hayatını kaybetmiştir.”

Tüm ülkede tam bir şok hali…Bir kabullenememe.  Çok   ani bir ölüm. Ağlıyorum. Hem de hıçkırıklarla…

Çünkü O öbürlerinden çok farklıydı. Kendisine ne çok alışmıştık?   Bir yenilik karşısında afallayan rakiplerine “alışırlar,alışırlar” diyerek bıyık altından gülümserdi.

Ama biz bu acıya alışabilecek miydik?

Türkiye’yi “dünyaya açan” liderdi. Statükoyu delen ve elinden geldiğince parçalayan bir devlet adamıydı.  Ekonomide rekabete dayalı serbest piyasa sistemini  getirmiş, Türkiye’de tek kanallı televizyon dönemine son vermiş,  özgürlüklerin  ve fikir hürriyetinin önünü açmıştı.

Cumhurbaşkanı  olarak,  Antalya’da “şortla” askeri birlik denetlerken ya da  Genel Kurmay Başkanı atamalarında  bazı ezberleri bozarken,  askeri vesayetin devlet idaresinde bir kader olmadığını ilk defa adeta O haykırmıştı.

Milletin şadırvanından abdest alıp milletin camisine girerek namaz kılarken ne kadar “bizden”se ; arabasını kendisi kullanan bir Başbakan olarak yanında oturan karısına bir kaset uzatıp:

“ Semra Hanım, şu kaseti koyda keyfimiz yerine gelsin bakalım” derken de,  o kadar bizdendi…

Vatandaşına yabancı ceberut devlet anlayışı  belki ilk defa onun döneminde ciddi bir darbe almış, Türkiye’nin  ilk sivil Cumhurbaşkanı olma gibi  çok önemli bir işe imza atmıştı.

Bu ülkede dindar olunarak da, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı  olunabileceğini ispatlamıştı.  Kendisine “takunyalı” diyen o dönemin “katı laiklerine” kulak asmamış ve bu tür yaygaralara asla prim vermemişti.

Türkiye, bir Cumhurbaşkanının,  Cuma namazına gittiğini ilk defa Onda görmüş ve  ülkede  sanki yer yerinden oynamıştı.

Tabutunun arkasından milyonlar yürürken “dindar cumhurbaşkanı, sivil cumhurbaşkanı”  gibi  pankartları gören yüz binlerce insan  yas tutuyordu.

Şöyle vasiyet etmişti:

Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin.Kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in  manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum.

Vasiyeti yerine getirildi.

Topkapı’daki  Vatan Caddesinde bulunan Adnan Menderes’in kabrinin yanına defnedildi. Türk Milletinin büyük sevgisini ve duasını kazanmış iki büyük devlet adamı şimdi yan yana yatıyor…

Mekanınız  cennet olsun, ey güzel insanlar!

yükleniyor..