?>

ŞİMDİ MUHALEFETİN İŞİ DAHA DA ZOR…

Biri 15-16 yıldan beri öteki ise  4-5 yıldan beri partilerinin başında.  Ama şimdiye kadar herhangi bir seçim kazandıklarını gören yok.

“Lider” ise dokuz seçim kazanmış…

Nasıl kazanmış?

Çünkü laf değil hizmet üretmiş. Hizmet dendi mi akan sular durmuş. Kendisine oy veren vermeyen farkı gözetmeksizin ülkenin bir başından öbür başına her alanda eserler bırakmış…

Hitabet, ikna kabiliyeti, çalışkanlık, teşkilatçılık, liderlik ruhu,  cesaret… Hepsi onda fazlasıyla mevcut.

Şimdiye  kadar  gördüğümüz karizmatik liderlerin tamamından farklı ve fazla  bir şey  daha var onda…

Nedir bu?

Şöyle  bir şey. Sevenleri adeta  ona  tutkun, sevmeyenleri ise  şiddetle ona  karşı.  Bu durum onun liderliğini diğerlerinden ayıran en önemli özellik belki de…

Peki ona sevgi duyma veya karşı olmada bu kadar “aşırılık”  niye?

Bunun psikolojik arka planında bence şunlar yatıyor: O kızdığı zaman  duygularını  hiç saklamıyor, gerekirse “fırça” atıyor.  Üzüldüğünde ise  meclis  kürsüsünde bile ağlayabiliyor. Keyiflenince bunu belli ediyor, kitleler önünde şarkılar söylüyor, şiirler okuyor. Yani insani duygularını asla  gizleme  ihtiyacını  duymuyor. Rol yapmıyor.  O anı tüm içtenliğiyle yaşıyor. Sahici bir insan ve sahici bir lider  konumunda.  Bu da onun  “liderliğindeki” insani  boyutun ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

Muhaliflerse…

Kah ona oy verenleri cahillikle suçluyor, kah seçimlerde devlet imkanlarını kullandığından bahsediyor, kah başka bahaneler uydurarak kendi başarısızlıklarını örtmeye çalışıyorlar.

İnandırıcı oluyorlar mı peki?  İşte onu da seçim sonuçları söylüyor…

Yani fiyasko…

Muhaliflerin liderlik özelliklerine gelince…

Kürsüde henüz onlardan birini ağlarken gören olmadı. Gülerken de gören olmadı. Liderliğin insani boyutunun sadece “bağırma  çağırma” kısmını icra etmekle meşguller.

Sürekli bağırarak, eleştirerek, yapılan hizmetleri küçümseyerek,  hatta Hükümeti ve onun başındaki Başbakanı hırsızlık, şerefsizlik vb. sıfatlarla aşağılayarak  sonuç alacaklarını sanıp yıllardan beri bu taktiği(!) uyguladılar.

Eleştirerek veya  iktidar partisinin doğal yıpranma sürecine girmesini ya da bölünmesini  bekleyerek iktidara gelinemeyeceğini  belki on yaşındaki çocuklar  öğrendi  ama onlar  hala öğrenemedi.

Bundan en fazla faydalanan da haliyle yine  AK Parti ve onun lideri  oldu.  Netice olarak her seçimden başarıyla çıktı.

O şimdi Cumhurbaşkanı…

Bütün politikalarını bağırıp çağırarak Başbakanı eleştirmek üzerine kurgulayanları ise,  bundan sonra bir tehlike bekliyor: Ya yeni Başbakan onlara bağırıp çağırma fırsatı vermeyen “ılımlı” bir söylem  tutturursa  o zaman ne olacak?

Olacağı belli…

Oyuncağı elinden alınmış çocuğa dönecekler…

Ve işte asıl o zaman koltukları ciddi manada sallanacak. Çünkü icraat yok, proje yok, hizmet yok.  Eleştiri dozu da kendiliğinden düşünce… E artık böyle bir  durumda  insanların onlara oy vermeleri için bir sebep de yok…

 

yükleniyor..