?>

ÖLÜM…

Önce bir sala verilir.

İncecik, nazlı nazlı ve insanı şöyle  “başka alemlere alıp götüren…”

İçinizdeki meraklı ses hemen sorar:

“Acaba ölen kim…

Ben tanıyor  muyum  ki?”

Camiye gelirsiniz…

Mevta musalla taşında yatmaktadır.

Sessiz, sakin…

Cahit Sıtkı’nın meşhur dizeleri  o an aklınızdan  geçer:

 

Neylersin ölüm herkesin başında,

Uyudun uyanmadın olacak,

Kimbilir nerede, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak…

Taht misali o musalla taşında

 

Şimdi saflar oluşturulmuş, sessizlik daha da artmıştır.

Tamamen manevi ve ama biraz ağır bir hava ortalığı kaplamıştır…

İmamın nahif sesi kulaklarınızda yankılanır:

“Cenaze namazı kılacağız!”

“Er kişi” veya “hatun kişi niyetine” diyerek başlanır ve birkaç dua okunarak bitirilir.

Namaz bitince,  bir telaş bir telaş…

Herkes musalla taşına hücum eder.

Çünkü tabuta omuz verilecektir!..

Aman ha aman,  dikkat…

Burada en küçük bir ciddiyetsizlik ve hatta bir gülümseme bile adeta sırıtır…

Sonra sessiz ama hızlı adımlarla mezarlığa varılır.

Mevta kabre konmaktadır…

İnsanlar şimdi hem aczini ve çaresizliğini düşünmekte, hem de içinden şunu geçirmektedir:

“İyi ki şu kabre konan ben değilim…”

Her ne kadar şair Behçet Necatigil:

 

Uzayacağa benzer

Tutuştuğumuz lades…

İşi gücü bırakıp,

Mezarlığa nazır

Bir eve taşındım…

Ölüm, sen beni aldatamazsın,

Aklımda…

 Diye…

Ölümle dalga geçmeye çalışsa  da …

Ölüm kendisiyle dalga geçilecek bir şey değildir.

Ve O…

Bu alemin  en ölümsüz gerçeğidir!.

yükleniyor..