?>

“TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK VAR DİYENİN ALNINI KARIŞLARIM…”

Bir işadamımız böyle demiş.

Doğru bir söz müdür?

Ehh bakmak lazım…

Ama şurası kesin. Bu söz tamamen haksız değildir.

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu)  açıkladı. Şimdilerde işsizlik oranlarımız %10 lara dayanmış. Gerçi rakamsal olarak %9 un altına indiğini de  pek  hatırlamıyorum ya…

İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) en gelişmiş ülkelerde bile işsizlik oranlarının %5  in altında olabileceğini kabul ediyor. 2008 krizinde ülkemizde  bu oranın %16.9 a çıktığını hatırlıyorum.

İspanya, Yunanistan, İzlanda gibi ekonomik krizi tam olarak yaşayan ülkelerde %25 lere çıktı.

Bizde işsizlikten ziyade, iş beğenmeme var.

Özel sektörde işçi arayan birçok işletme mevcut.

Ama biz daima devlet kapısında iş ararız. Garantici bir yapımız var ya…

Az ücret almaya. hatta asgari ücrete bile razıyızdır.  Ama  garantili olsun, sigortamız yatsın da gerisi Allah Kerim.  Felsefemiz budur.

Oysa özellikle genç insanların iş konusunda fazla seçici olmamaları, cesaretli davranmaları, risk almaları gerekiyor. “Ben mühendislik okudum, muhakkak mühendislik yapmalıyım” diye bir şey yok. Mühendislik işi buluncaya kadar başka bir alanda çalışmanın yolları da aranmalıdır.

Belediye Başkanı olduktan sonra bize de birçok insan iş başvurusunda bulunuyor. Ama onların istediği iş olmayınca işsiz kalmaya devam ediyorlar. Üniversiteyi bitirince muhakkak büroda masa başında bilgisayarla ilgili bir iş hayal ediliyorsa işte bu her zaman mümkün olmaz. Gerekirse beden işçiliği yapmayı bile göze almalıdır gençlerimiz.  İş arayanlara bir başka önerim şu olacak: Tek bir planla yürümeyin. En azından bir B planınız olsun.

Yazımızı bir espri ile bitirelim:

Yirmi yıl önce anlatmışlardı. Hala hatırlayınca gülerim. Orta Anadolu’daki illerin birinden olan Satılmış,  çocukluk arkadaşı olan Bakanın torpiliyle işe girer. Bakan,  Satılmış’ı  uzun yıllardan beri tanımaktadır. Elinden hemen hemen hiçbir iş gelmeyen  “haylazın biri” olduğunu bildiği için:

“Bak Satılmış” der. “Senin görevin şu: Bakanlığın dış kapısına oturup akşama kadar insanları sayacaksın. Bakanlığa günde kaç kişi geliyor, kaçı bayan, kaçı erkek… Her akşam da, gelip bana sayıları söyleyeceksin…”

Bir süre böyle devam eder. Satılmış her akşam gelip,  Bakana rakamları vermektedir. Bakan onu çoğu kere dinlemez bile…  Ama “laf olsun, torba dolsun”  kabilinden yeni görevler(!)  ekler:  “Bundan sonra erkeklerin kaçı şapkalı, kaçı şapkasız, onu da sayacaksın” der…

Daha sonra: “Bayanların kaç tanesi pantolon giyiyor, kaç tanesi etek giyiyor.” diyerek, işin boyutlarını biraz daha büyütür.

Artık işin sarpa sardığını gören Satılmış,  Bakan’a adıyla hitap ederek sert bir şekilde çıkışır: “Bak, buraya senin torpilinle girdik ama görüyorum ki,  işim giderek zorlaşıyor. Bu dediklerinin hepsini yapacaksam,  yanıma bir de yardımcı isterim…”

yükleniyor..