?>

BÜROKRASİ

 

Bazılarına göre  bürokrasi  ülkenin  olmazsa olmazlarından  biri…

Çok önemli…

Ne anlıyorsunuz bürokrasiden?..

Ben çoğu zaman şunu anlıyorum:

Yürütmenin başındaki siyasi irade veya  girişimci vatandaş   bir proje geliştirmiştir. İcraat yapmak istemektedir. Velev ki bu proje vatanın ve  milletin  çok lehine bile olsa,  hatta  ülkeyi “uçuracak” bir potansiyele sahip bir proje bile olsa, muhtemelen bürokrasi karşısına dikilir.

“Olmaz bu iş” der.

“Niye olmaz” dendiğinde bir sürü neden sayar.

“Yahu bir çıkış yolu yok mu, bu yasalar bu kadar mı acımasız” dense cevap hazırdır:

“Valla mevzuat böyle”

Ülkede 12 yıldan beri tek başına iktidar olan bir parti var. Bürokrasiyle savaşa savaşa adeta bitkin düştü  ama, mübarek hala çok güçlü, hala çok canlı…

Esasında devletin işleyişinin baş aktörlerinden biri olan  bürokrasi,  olumlu  icraatlara destek  olması gerekirken, çoğu kez köstek olmaktadır.

Nerden geldik bu konuya ?

Şuradan…

Gölhisar’da  Belediye Başkanıyım. Yedi aydan beri...

Birkaç tesis veya işletme kuracağız ama…

Arsa bulamıyoruz iyi mi?

Haritacı arkadaşla sürekli bilgisayar başındayız…

Tam şurası uygun diyoruz. Orman alanı çıkıyor. Burası uygun diyoruz tarımsal alan çıkıyor. Öte taraf iyi diyoruz. Yeşil alan çıkıyor.

Yanlış anlaşılmasın…

Ne tarıma karşıyım, ne yeşil alana, ne  de  ormana…

Ama bu kadarı da fazla yani…

Adamı sıkıyor, bunaltıyor.

 

 

Gölhisar’da ormanlık alan oranı Türkiye ortalamasının iki  katından fazla.  %55 lerde. Ama devlet,  üzerinde  birkaç tane makilik ve kel çalıdan başka bir şey bulunmayan ve hatta üzerinde hiç ağaç olmayan yerleri orman alanı ilan etmiş.

Bu nedenle zinhar oraya elinizi süremezsiniz. Yakar.  İsterseniz  belde  için en iyi yatırımı yapın. Sonuç değişmez. Orası yasaktır.

Tarım alanı?

Elbette gerekiyor. Korunmalı. Çünkü tarımsal ürünler çok stratejik. Petrol içilmez, maden yenmez, endüstriyel ürünler  yeri geldiğinde insanın açlığını gidermez.

Ama buğday ve su…

İnsanın yaşaması için en gerekli iki şey…

Yazıya burada son vermeden önce bir kıssa:

Adam oğluna “tuttuğun altın olsun oğlum”  demiş.

Hani ona dua edecek ya…

Allah’ta adamın duasını kabul etmiş. Oğlu  eline  ne  alsa altına dönüşüyormuş. Çocukcağız böylece   açlıktan  öleyazmış da…

İmdadına yakınları yetişmiş.   Elleriyle onu yedirmişler içirmişler.  Ama hikaye  bu ya, dokunduğu kişiler de altına dönüşmeye başlayınca baba ettiği duanın yanlışlığını anlamış ve bu sefer duayı değiştirmiş:

“Allah’ım ne olursun oğlumu normale döndür”.

Sözün  kısası hiçbir şeyde kantarın topuzunu kaçırmamak lazım.

Ne demiş atalarımız?

“Çoğu zarar, azı karar…        

 

 

yükleniyor..