?>

MAKUS TALİHİ TERSYÜZ EDEN LİDER…

 

Onun doğduğu yıllarda Avrupalılar, bir zamanların koca Cihan İmparatorluğu’na “hasta adam” adını takmışlardı. Daha “düne” kadar dünyaya “nizam” vermiş, Viyana kapılarına dayanmış Osmanlı İmparatorluğu, iç ve dış düşmanların hain çalışmaları nedeniyle ayakta durmakta zorlanıyordu. Ordu, savaştan savaşa  koşmaktan  yorgun ve bitkin düşmüştü.      

 Annesi dini sahada eğitim almasını istese de, O asker olmayı kafasına koymuştu.  Çok okuyan, tefekkür eden, idealist bir genç olarak yetişti.

        Bütün okullarını  başarıyla tamamlayıp Harp Akademisi’nden mezun oldu.  Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle çok sevdiği orduya katıldığında tarihler 11 Ocak 1905’i gösteriyordu. Ve O henüz 24 yaşındaydı.

        Trablusgarp ve Suriye cephelerinde çarpıştı. Çanakkale Savaşlarında,  Arıburnu’nda,  Anafartalar’da askeri bir deha olarak öne çıkması ve destanlar yazması Onun için olağan işlerdendi.

      Yıkılma sürecine girmiş bir imparatorluğun başkenti olan İstanbul’da bulunarak istiklal mücadelesinin kazanılamayacağının farkındaydı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Anadolu’ya geçti. Bu süreçte İstanbul Hükümeti ile çoğu zaman ters düştü. İpler tamamen kopunca da askerlikten istifa etti.  İdama mahkûm edildi. 

Ama bunlar Onun umurunda değildi.

Tek bir hedefi vardı:  “Ya İstiklal, ya ölüm!”            

        Anadolu’yu adım adım dolaşarak çok güvendiği milletini örgütledi. Kurtuluş Savaşı’nı başlattı.  Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinde, Türk Ordusundan kat kat üstün düşman ordularını hezimete uğrattı.

“Ordular!  İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdiğinde takvimler 1 Eylül 1922’yi gösteriyordu.  (Ege’ye, o yıllarda Akdeniz denilirdi.)

9 Eylül 1922 günü Yunan orduları Ege Denizi’ne döküldüğünde 3 yıl 3 ay 23 gün süren Kurtuluş Savaşı zaferle sona ermişti.

       Yeni bir devlet doğuyordu: Türkiye Cumhuriyeti.  

        Cumhuriyetin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı ve Türk Milleti’nin lideri olarak siyasi ve sosyal alanda birçok yenilik ve devrimler yaptı. En büyük hedefi Türkiye’nin “çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasıydı.”  Kendisi buna  “muasır medeniyet seviyesi” demişti.

Onun;

Askeri bir deha,  başkomutan,  cesaret, azim ve irade timsali bir lider, çok iyi bir teşkilatçı, geleceği iyi gören bir devlet adamı,  devamlı okuyan bir entelektüel olduğundan kimsenin kuşkusu yoktur. Hatta cephede bile Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını elinden düşürmediği söylenir.

Çok önemli olaylar dışında, hoşgörülü bir insandır…

Köylünün birinin, gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanar. "Alın bunu kendi içsin" diyerek Onun hakkında yakışıksız sözler söyler. Mahkemeye çıkarılacaktır.   Olayı dinledikten sonra " Vatandaşı mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" der.

        Ömrünün son yıllarında, nispeten daha az hareketli bir görev olan Cumhurbaşkanlığından sıkıldığını ifade eder. Çünkü O tam bir aksiyon adamıdır. Dünyada eşine az rastlanan bir tempoyla, bütün zamanını mücadele içinde geçirerek, 57 yıl gibi kısacık bir ömre inanılmaz işler sığdırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, ölümünün 76. yılında minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.

yükleniyor..