?>

YILBAŞI NOSTALJİSİ…

31 Aralıkla 1 Ocak arasında hiçbir fark olmadığı halde…

İnsanlar neden hep yeni yıl münasebetiyle “kutlama  moduna” girerler,  yepyeni hayaller  kurarlar, hiç anlamam…

Hayal kurmaya, sevinmeye kutlamaya karşı değilim elbette…

Yeter ki adam gibi olsun kutlamalar…

Rakıyı içip “zom” olduktan sonra başkasına zarar vermesin.

Bizim gençliğimizdeki yeni yıl kutlamaları da bir başka olurdu hani.

Tek televizyon kanalı,  o da çoğu zaman siyah-beyaz,  nadiren de renkli…

Seksenli yılların  başında, televizyonumuz  haftada 2-3 gün renkli olurdu, bir de yılbaşı gecesi…

Milletin çoğunun ölesiye sevdiği sanatçılar vardı o zamanlar. En başta Orhan Gencebay gelirdi…

Sonra Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve benzerleri…

Bunlar TRT tarafından ekran yasağı konan isimlerdi. Çünkü onlar arabesk söylerdi. Bizim TRT de, arabeski dolmuş müziği olarak görür ve  dejenerasyona yol açacağı gerekçesiyle bu müziğe ekranlarında yer vermezdi.

Sevsinler sizin müzik anlayışınızı…

Halkın sevdiği müzik yasaklı, ama ben dahil,  çoğunun zırnık bir şey anlamadığı Mozart, Beethoven, Çaykovski, Şopenin besteleri serbest.

Çünkü onlar Batılı…

Ah, Batı hayranlığı ahh…

TRT’nin başındaki baronlar halkın sanatçılarına yılda bir kere geçit verirlerdi ekranlarında…

O da yılbaşı gecelerinde…

O zaman da ortalık yıkılırdı sanki.

Herkes gece yarısını beklerdi.

Önce Orhan Gencebay, sonra dansöz Nesrin Topkapı…

İşte yeni yıla giriş konsepti hazır…

Ha biraz sonra çekilecek olan milli piyangoyu da unutmayalım. Ya çıkarsa diye güvercinli Nimet Abladan alınan biletlere bağlanan umutlar…

Nostalji, geçmiş, hatıralar

Her zaman güzel, her zaman aziz!

Ama şu da bir gerçek…

Geçmişe ne kadar özlem duyuyorsak ruhumuz da o denli yaşlanıyor.

Haberiniz olsun,  ey orta yaşlı ve ihtiyarlar…

yükleniyor..