?>

MUTLULUK REÇETESİ…

Çanakkale  Savaşları  tüm  hızıyla devam etmektedir. Silah, top, tüfek sesleri, naralar,  yaralıların inlemeleri…

Cephe kumandanı birkaç arkadaşıyla birlikte karargahtadır…

Masanın üzerinde haritayı açmış, elindeki  çubukla  haritada bir noktayı  işaret ederek şöyle der:

“Bu tepeden geçip denize doğru uzanan şu hattı askerlerimiz bir ele geçirse, ah o hattı bir kapatabilsek… İşte o zaman zafer kesin bizimdir…”

Tam o sırada ortalığı temizleyen, yemek, çay vs. pişiren Arap Bacı,  elini haritanın o kısmına koyarak,  aksanlı şivesiyle:  “Sen uzulme gumandanım. İşte orayı kapattım ben. Artık savaşı biz gazanırız,” der.

Kumandan bir haritaya, bir Arap Bacıya, bir de arkadaşlarına bakar… Acıyla tebessüm ederek : “Yahu keşke şu kadın kadar saf olabilseydik,” der…

Şimdi hakikaten bir tarafta  o kadının saflığı ve sorumsuzluğu, öbür tarafta kumandanın çektiği sıkıntı, stres ve sorumluluk yükü… Birisi çok kolay mutlu olabilirken, öteki çoğu zaman mutsuzluğa mahkum.  Çünkü ikisinin yaşam biçimi farklı.

Bu konuya şuradan geldim:

Bir yabancı firma geçenlerde dünyanın 64 ülkesinin vatandaşları arasında mutluluk anketleri yapmış. Türkiye 56.sırada bulunuyor.

Mutlu olanların çoğu geri kalmış Afrika ülkeleriyle, üçüncü dünya ülkeleri vatandaşlarına ait. Mutsuzların çoğu ise,  hep sanayi devrimini tamamlayarak zengin olmuş modern Batı dünyasının insanları…

Teknoloji, zenginlik, şaşaa, bilgi, güçlü olmak insanı mutlu mu ediyor, yoksa umutsuzluğun ve karamsarlığın girdabına mı sürüklüyor, artık buradan anlayın…

Kazanma hırsı, daha rahat yaşama dürtüsü insana mutluluk getirmiyor,  tam tersine mutsuz  ve  kötümser  yapıyor.

Yazımızı bir fıkra ile noktalayalım:

Çok hareketli ve kazanma hırsıyla yanıp tutuşan bizim             Temel,  giderken ceviz ağacının gölgesinde yan gelip yatmakta olan Dursun’a rastlar.

“Yahu Tursun… Ne yatayasun?  Gel beraber bir inşaat  şirketi  kuralum, daireler yapalum satalum, daireler yapalum satalum, durmadan çalışalum,   durmadan çalışalum, çok para kazanalum…” der.

Dursun sorar:

“Çok çalışalum, para kazanalum  diyorsun  ama, ne olacak peki çok kazanınca?”

“Canım ne olacağı var midur Tursun,  öyle yaparsak ilerde yan gelip yatabiliriz, fena mı olur?”

Dursun,  Temele  şöyle  acırcasına bir bakış fırlatır ve:

“Yahu Temel,  zaten  ben şimdiden  yan gelip yatayrum, bunu yapmak için ne diye yaşlanmayı bekleyeyim ki?…” der.

İşte iki farklı tip…

Birisi çok kolay mutlu olur ve kanaatkardır, öbürü hırslı ve mutsuzdur.

Bana  kalırsa,  biz ikisi de olmayalım. Ortalarda bir  yerde  durmak  en iyisi…

yükleniyor..