?>

HAYAT DİN VE ÖLÜM GERÇEĞİ

Başlık pek iç açıcı değil, farkındayım. Birçoğumuz yaşadığımız sürece ölüm üzerine konuşmayı pek sevmeyiz. Ölümü hatırlamak istemeyiz.  Çünkü ölümün ötesinde bir bilinmezlik vardır. Çoğu zaman bir ürküntü vardır. Cezalandırılma korkusu vardır.

Yeryüzünde binlerce din bulunuyor. Semavi dinlerde insanın yerine getirmesi gereken birçok yükümlülük mevcut. Bunları yerine getirmek, yani İslam özelinde konuşursak “Allah’ın rızasını kazanmak”  pek o kadar da kolay bir iş değildir..

Birçok insan tanırım ki, İslam’ın en vazgeçilmez rükünlerinden olan namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetleri yerine getirme konusunda oldukça zorlanmakta ve çoğunlukla bunları terk etmektedir. Çünkü ibadetler kolaycılığı ve zevk almayı (Hedonistik felsefe) tercih eden insan nefsine ağır gelmektedir.

Esasen birçok ibadet ve İslami yaşam biçimi, bir inanç ve akide olmasının yanında bir alışkanlık tarzına da dönüşmektedir. Bunun sağlanması ise daha çocukluk yıllarından beri edinilen özellikler, hayat tarzı, alınan eğitim ve bilhassa aile çevresiyle çok yakından ilgili görünüyor…

Camilerde vaaz veren hocaların bazen azarlar gibi konuşmaları gençleri dinden ve camiden soğutmaktadir. O ortamdan  uzaklaşmak için zaten bahane arayan genç, öyle bir tavır karşısında  bahanesini de bulmuştur:  “Böyle camiye gidilip te ne olacaktır ki…?”

Ölüm bir bilinmez, gaipler alemi. Gayba ait bilgileri Kur’an-ı Kerim’den ve sahih hadis kitaplarındaki hadislerden  öğrenebiliyoruz. Kur’an-ı Kerim konusunda sorun yok, amenna. Ona ya inanırsın ya da kafir olur, safını seçersin.

Ama ya hadisler?

Burada bir hadis uzmanı gibi konuşmanın alemi yok. Ravi (rivayetçi) zinciri, mevzu (yalan) hadis riskinin her zaman karşımızda duruyor olması, İslami yayınlardaki çeşitlilik ve bu alanın bir ticari sektöre dönüşmesi…Çocuk, genç ya da dini öğrenmek isteyenlerin yalan yanlış bilgilere sahip olma, onlarla amel etme ve akide geliştirme tehlikeleri…

İşte bütün bunlar,  insanımızın karşı karşıya olduğu önemli sorunlar…

Çok okumak lazım. Kitaplarla  barışık olmak lazım. Oysa biz millet olarak okumaktan ziyade dinlemeyi ve seyretmeyi severiz. Çünkü bunlar daha kolaydır. Ama gerek okuyalım, gerekse seyredelim ya da dinleyelim, yanlış fikir sahibi ve hurafelerle mi vakit geçiriyoruz; yoksa sırat-ı müstakim(doğru yol) de miyiz, bunları test edecek zamanımız bile olmadan bazen bu dünyadan göçüp gidiyoruz.

Ölüm üzerine hasbihalimizi bugünlerde yaşadığımız acı bir olayla noktalayalım.

Mehmet Erkal…

Belediye Meclisi üyemiz… Henüz elli yaşındaydı. Ani bir kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü. Gölhisar’da herkesin yardımına koşan, sevecen, neş’eli, şen-şakrak, iyi kalpli bir gönül adamıydı. Her kesimden insanla iyi bir diyalog ağı kurmuştu. Cenazesi şimdiye kadar Gölhisar’da görülen en kalabalık insan topluluğuna şahit olmuştu belki de…

Hayatın gerçek esprisi de sanırım bu. Arkanızdan “iyi insandı canım” diyenlerin çokluğu ve bu kubbede hoş bir sada bırakabilmek…

İşte Mehmet Erkal bunları başarabilmişti.

Kendisine  Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun…

yükleniyor..