?>

“DEĞİŞİM”

Seçim kampanyaları sırasında çoğu siyasetçinin ağzından düşürmediği bir söz vardır.

“Değişim, dönüşüm…”

Oysa değişim kolay değildir.

İnsanların ezici bir çoğunluğu yarım yamalak, eski püskü de olsa “mevcudu” muhafaza etmeyi tercih ederler. Değişime karşı olanların bir kısmı; yeninin ne getireceğini bilmediği için, bir kısmı gelen yeni durum kendilerinin maddi ve manevi çıkarlarını zedeleyeceği için, bir kısmı da laf olsun diye, karşı tavır alabilirler.

Değişim bir yeniliktir ama, aynı zamanda bir “bilinmezdir”.

Eh, her bilinmez de insanları az çok ürkütür…

Bir Hadis-i Şerifte konuyla ilgili şöyle buyrulmaktadır:

“İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.”

Bir yılı aşkın bir zamandan beri, Gölhisar Belediye Başkanıyım.

Temizlik kampanyası, molozların ve hurdaların ortadan kaldırılması, yollara sarkan ağaç dallarının kesilmesi, eski ve metruk binaların yıkılması vs…

Bu tür işler yapıyoruz.

Ama bunların yapılmasına dirençli bir “grup” var.

Örneğin İlçede 120 civarında eski ve terkedilmiş kerpiç bina mevcut. Görüntü kirliliği ve hayati tehlike had safhada. Her an biri insanların üstüne yıkılabilir.

Bunları ortadan kaldırıyoruz.

Ama “neden yıkıyorsunuz” diyorlar.

Neden yıktığımızı anlatıyoruz.

Bazıları “olmaz” diyor.” Bu binalarda bizim hatıramız var, rahmetli anamız babamız   bu binalarda yaşadı “diyorlar.”

“Bu binalar 20-25 yıldan beri böyle duruyor, kimsenin üstüne yıkılıp tehlike oluşturmadı ve hiçbir belediye başkanı bunları yıkmadı da, siz niye yıkıyorsunuz” diyorlar.

Yani acınası bir durum.

Örneğin yollara sarkan ağaç dallarını kesmezsek görüş alanını tıkadıkları için trafik kazaları oluyor. Tabii biz de ağacın yollara sarkan kısmını kesiyoruz.

O zaman da…

“Niçin kesiyorsunuz, yıllardan beri çocuklar bu ağaçtan meyve yiyordu” diyorlar.

Güzel kardeşim ağacı kökünden kesmiyoruz yahu, yola sarkan 1- 2 dalını kesiyoruz.

Öte yandan İlçe merkezinde 600 ü aşkın ahır var.

Düşünüyorum da…

Bu ölçekteki bir ilçenin “orta göbeğinde” 600-650 ahırın bulunması…

“Felaket” bir durum…

Ama gerçek bu…

Kötü koşullardaki bu ahırlarda beslenen ineklerden elde edilen süt, hayvan başına 10-12 litreyi geçmiyor. Oysa bu inekler iyi koşullarda ve modern ahırlarda beslenseler 25-30 litre süt verecekler belki de…

Yani hem hayvanlar bu işten mustarip, hem de ahırı olmayan 3850 hane bu durumdan şikayetçi.

Belediye’ye, şikayetçi olan vatandaşların, biri geliyor, biri gidiyor. Özellikle yaz aylarında Almanya’dan ya da Avusturya’dan izine gelip de komşunun evinden yayılan o kötü koku burnunun direğini sızlatınca,   vatandaş soluğu belediyede alıyor.

“Neden bu ahırlara izin verdiniz, meskenlerin arasında ahır mı olur” diyorlar.

Ben de” bir yıldan beri kimseye izin vermedik, bundan sonra da vermeye niyetimiz yok” diyorum.

Anlayış ve eğitim çok önemli.

Bir insan kendi ahırından yayılan kötü kokunun komşu binada yatan astımlı ya da kanserli hastaya zarar verdiğini ve bunun “kul hakkına” girdiğini düşünmüyorsa, bu konuda Belediye ne yapabilir ki?

Velhasıl…

“ Her şeyin başı sağlık” demişiz ama…

Bence…

Her şeyin başı eğitim.

yükleniyor..