?>

“ŞEHR-İ ŞİFA” SANDIKLI

Geçen hafta sonunu, Akdeniz Belediyeler Birliği’nin hizmet içi eğitim ve seminerlerine katılmak için, kaplıcalarıyla ünlü ve “Şehr-i Şifa” olarak adlandırılan Afyon Sandıklı’da geçirdik.

Davetiye elime geçtiğinde, katılımın zorunlu olmadığı seminere   pek gidesim yoktu. Ama Genel Sekreter Hüseyin İnce’nin nazik ve ısrarlı davetine “hayır” deme şansım da yoktu. Çünkü yaklaşık bir yılı aşkın bir zamandan beri Akdeniz Belediye’ler Birliği ve Kepez Belediye Başkanı Sayın Hakan Tütüncü’nün önderliğinde beş-altı seyahat, etkinlik ve seminere katılmış, elli civarında belediye başkanı, meclis üyeleri ve Birlik çalışanlarıyla güzel dostluklar kurmuştuk.

Cuma akşamı otele ulaştığımızda aç ve yorgunduk. Yemek yiyip hemen istirahate çekilmeyi hayal ederken, görevliler akşam yemeğinin   Sandıklı Kültürevi’nde yeneceğini ve “Yaren Gecesine” katılacağımızı duyurdu. Bu haber epey moralimi bozmuştu. Şimdi bunun sırası mıydı?

Neyse… Kültürevi’ne ulaştık. Belediye başkanları, meclis üyeleri, eşleri ve bazılarının çocuklarıyla beraber yüze yakın konuk…Tarihi mekana adeta doluştuk. Doluştuk diyorum, çünkü binanın kapasitesinin bir hayli üstünde konuk mevcuttu.

Program başladı. İşte o andan itibaren bizim için “hayat boyu” anlatacağımız anılar demetini oluşturacak müthiş gösteriler de başlamış oldu. Üç saatten fazla süren programın bitiminde “vay be, ne güzel bir ağırlamaydı yahu. Meğer bizim bilmediğimiz bir Sandıklı varmış, bilinen Sandıklı’dan içeru” demek zorunda kalacağımızı baştan nasıl tahmin edebilirdik ki?..

Program boyunca otantik bir ortamda yerelliğin, özgünlüğün, nostaljinin, samimiyetin, misafirperverliğin bütün güzelliklerini yaşadık.

Önce bütün Belediye Başkanları teker teker odaya alındı. Her başkan “Çavuşla” beraber odaya giriyor ve Çavuşun sözlerini tekrarlayıp “Ağayı” ve” Yarenleri” selamlayarak yerine oturuyordu. Oturulan yerler ise, 100-150 yıl önce, ancak paşa ya da ağa konaklarında rastlanabilecek zenginlikte tefriş edilen, tamamen tarihi ve kıymetli eşyalardan oluşmuş görkemli mekanlardı.

Konuklar yer minderleri ve eski tip kanepelere oturduktan sonra önemli kurallar hatırlatıldı. Öyle ya, burası sıradan bir yer değildi ve kendine göre bir raconu olmalıydı:

Sahnede “Yarenler” onları sevk ve idare eden “Çavuş” salonda bulunan herkesin bağlı olduğu bir “Ağa” vardı.

 

Ağa’dan “destur” almadan, odadan ve ortamdan ayrılmak teamüllere aykırıydı. Cep telefonuna bakmak ve telefonla konuşmak, fotoğraf çekmek, dikkati dağıtan ve ortamdan bizi koparacak her türlü eylem kibar bir dille yasaklanmıştı.

Saz heyeti eşliğinde Sandıklı yöresi ağırlıklı türkülerle, zeybeklerden oluşan güzel bir repertuar sunuldu. Yöresel kıyafetlerle halk oyunlarını izledik. Bunlar belki her yerde rastlanan olağan şeylerdi. Ama sonra başlayan ortaoyunu, “mahalle karılarının kavgalarını” yöre şivesiyle anlatan müthiş diyaloglar, hiç de sıradan işler değildi. Onları izlerken salonda bulunan yüze yakın insanın kahkahalarla gülüşü doğrusu görülmeye değerdi. Seyircilerden seçilen gruplarla icra edilen sözel bölümler ve özellikle tekrarı istenen ama, asla birebir tekrarlanamayan “tekerlemeler” de en keyifli bölümlerdi.

Programın ortasında sunulan ve ömrümüzde ilk defa yediğimiz Sandıklı’nın saç kebabı, kuyruk yağından yapılmış gerçek bir spesiyalite idi. Lezzeti pek hoştu. Tahan tatlısı, patatesli ekmek de, Sandıklı’nın unutulmaz lezzetleri olarak akıllarda yer etti.

Programın sonuna doğru izlediğimiz kılıç-kalkan gösterisi de görülmeye değerdi.

Kaldığımız Termal Park Otel, yerli turist ağırlıklı olduğu için “bizden” bir otel havasındaydı ve hizmetleri güzeldi.

Tabii, programda her türlü ayrıntıyı düşünen, kibar ve mütevazi kişiliğiyle çok farklı bir “ev sahibi” profili çizen Belediye Başkanı Mustafa Çöl’ü burada anmadan geçmek büyük bir haksızlık olurdu. Kendisini tebrik ediyoruz.

Son olarak…

Sayın Abdullah Gül döneminde Cumhurbaşkanlığı Protokol Müdürlüğünde görev yapan İhsan Ataöv’ün sunduğu seminer de, gerçekten unutulmazdı.

İyi ki varsınız, Akdeniz Belediyeler Birliği…

yükleniyor..