?>

PROF.DR. RECEP AKDAĞ

    Hayatım boyunca kendime örnek aldığım birkaç kişiden biridir. Aynı fakülteden mezunuz. Ama o benden üç dönem sonra olduğu için kendisini yakından tanımam.

Onun Bakanlığı döneminde, on yıla yakın Denizli Devlet Hastanesinin üst yönetiminde görev aldım. Bu dönem için “hayatımın en zor yılları” diyebilirim.

Sağlık sektörü gibi yedi gün yirmi dört saat risk yönetiminin olduğu bir alanda bu kadar uzun süre yönetici olarak çalışmak, benim için hiç de kolay olmadı. Üstelik yapılan iş Denizli Devlet Hastanesi gibi dev bir sağlık kuruluşunun yöneticiliği idi.

Bu süre zarfında sağlığımdan epeyce ödün verdim.

Bir çok kereler Sayın Bakanın toplantılarına katıldım. Benim Başhekimliğim döneminde, bir kez de hastanemizi ziyaret etti. Sürekli karşısındakini azarlayacakmış gibi bir tavır içinde hissederdim Onu…

2012 yılı Ekim ayına gelindiğinde, Denizli Devlet Hastanesinin performans göstergeleri, ilimiz ve Türkiye’deki genel hastanecilik klasmanında iyi bir noktada olduğu için, Kamu Hastaneler Birliği yapılanmasında –ne yalan söyleyeyim- bana da iyi bir görev verilebilir diye ümit ediyordum.

Fakat öyle olmadı.

Hatta tam tersi oldu ve benim açımdan adeta bir “tasfiye” süreci yaşandı. Ama itiraf etmeliyim ki, devam ettirmekte olduğum Başhekimlik görevini zaten yapmak istemiyordum. Çünkü beş yıldan fazla aynı görevi yapmak, benim için, artık işin cazibesinin ve üretkenliğinin kaybı demekti.

Bu tasfiye sürecinde Sayın Bakanın bir inisiyatifi oldu mu, o zaman ki Denizlili siyasilerimizin bunda bir “katkısı” var mıdır, inanın ne araştırdım, ne de merak ediyorum.

Biraz sonra yazacaklarım Sayın Recep Akdağ hakkında samimi duygularımın bir ifadesidir. İsterse O beni görevden almış olsun hiçbir önemi yok. Yani 2012 yılında onun döneminde idareciliği bırakmama rağmen Ona olan hayranlığımdan hiçbir şey kaybetmediğimi vurgulamak isterim.

 

Şimdi esas konuya geliyorum:

Ben öyle bir Bakanla çalıştım ki, o Bakan on yıldan fazla bilfiil görev yaparak “dünyada en uzun süre Sağlık Bakanlığı yapan insan” unvanını almıştır.

O Bakan Sağlıkta Dönüşüm Programını hayata geçirerek, sağlık konusunda, Türkiye’nin “makus talihinin” yenilmesinde en büyük rolü oynamıştır. Hastanelerin birleşmesi, binaların modernleşmesi, performans sistemine geçiş, ilaç sektöründe yapılan reform niteliğindeki uygulamalar, aile hekimliği, ülkemizde çoğu kere hastanın aleyhine işleyen; bir hekimin, hem hastanede hem muayenehanede çalışmasına “dur” denilmesi, vatandaşlarımızın sağlık hizmetine ulaşmasının eskisine göre beş kat daha kolay hale getirilmesi gibi her biri başlı başına birer “dev” olan projeleri hayata geçirmiştir.

Onun döneminde “Dumansız Hava Sahası” sloganı ile tütün mamullerine savaş açılmış, obezite ile mücadele programı başlatılmıştır.

Onun liderliğinde bebek ölüm hızı, binde yirmi dokuzlardan, binde dokuzlara çekilmiş; çocukların aşılanmasında çok önemli adımlar atılmıştır. Bebek ölüm hızı bu gün, dünyanın en ileri ülkelerinde bile binde dört-beşin altında değildir…

Yine o Bakan Sağlıkta Dönüşüm Programının son dönemeci olan “Kamu Hastaneler Birliğini” kurarak, adeta yapılması gerekenleri sonuna kadar tamamlamıştır. (Tabii son proje tam sağlıklı işletilememiş ve dönüş sinyalleri başlamıştır:)

Özet olarak şunu söyleyebilirim: Recep Akdağ’ın dönemi, kendisinden önce gelen, elliden fazla Sağlık Bakanı döneminde yapılan işlerin belki toplamı kadar işin yapıldığı bir dönem olmuştur.

Haa eksikleri, hataları yok mudur? Elbette vardır. Çünkü o da bir insandır. Sağlık çalışanlarının sesine, isteyerek veya istemeyerek, bazen kulak vermemiş, milletvekillerinin “yerel” taleplerine yeterli ilgiyi göstermemiş, O’nun döneminde sağlıkta şiddet devamlı gündemde kalmıştır.

Ama yaptığı olumlu işlere bakılırsa altından heykeli dikilecek bir adamdır.

yükleniyor..