?>

ŞİİRLERDE BAHAR

ŞİİRLERDE BAHAR

Çocukluğunun bir kısmını Denizli’de geçiren büyük bestekâr Selahattin Pınar’ın bestelediği o meşhur şarkıyı çoğumuz biliriz:

 

“Bir bahar akşamı rastladım size,

Sevinçli bir telaş içindeydiniz…

Derinden bakınca gözlerinize

Neden başınızı öne eğdiniz?”

 

Bu aylarda artık her şey “sevinçli bir telaş içinde”.

Toprak, su, ağaç, böcek, çiçek…

Baharla beraber tüm doğa uyandı…

Yeni bir başlangıç, yeni bir hayat için harekete geçtiler.

Ne muhteşem!

 

Bu mevsim gelince çoğu kere bahar coşkusu zirve yapar:

Tıpkı Orhan Veli gibi:

 

Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havalarda istifa ettim,     

Evkaftaki memuriyetimden…

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada aşık oldum,

Eve ekmekle tuz götürmeyi,

Böyle havalarda unuttum…

Şiir yazma alışkanlığım,

Hep böyle havalarda nüksetti,

Beni bu güzel havalar mahvetti…”

                                            

Bu coşku ve telaşın aksine bazen de bahar yorgunluğu denilen ruh haline esir oluruz.

Bir boşluk hali, bir uyuşukluk, bir gevşeklik…

Ve Halide Nusret Zorlutuna gibi bahara sitem başlar:

 

“Çekil, bu gölgeli yolda gezinme,

Bahar, bakışların yine pek sarhoş,

Yanılıp gönlüme, misafir inme,

Kapısı kilitli, mihrabı bomboş…

Mabettir orası, meyhane değil…”

 

Oysa zamanı mı bunun?

Şairler, bestekârlar, sanatçılar ve hatta tüm insanlık…

Hepsi bu mevsimde daha duygulu, daha canlı, daha verimli iken…

 

O halde gelin ey dostlar!

Hareket edelim, yürüyelim, koşalım, yarım kalan işlerimizi tamamlayalım.

Durmanın zamanı değil…

 

Tıpkı   Cahit Sıtkı Tarancı gibi…

“Müzeden hoşlanmam,

Mezarlıkta işim olmaz,

Çarşı, pazar dururken,

Nerde hareket, ben orda…

Yolda olmalıyım, yolda,

Yeni bir zafer, attığım her adım,

Vapur mu, tren mi kalkmalı,

Ben biner, binmez…

Es rüzgâr es, dönsün yel değirmeni,

Yelken rüzgârla yelken olur,

Bahar, gelse gelse, rüzgârla gelir…”

 

yükleniyor..