?>

“BU ADAM BENİM BABAM…”

Babam öleli yıllar oldu.

O da çoğu baba gibi erkenden göçüp gitti.

Elli beş yaşında…

Allah rahmet eylesin…

Ona ve ölen tüm babalara…

 

Evlatlarını sevdiği halde belki bir kere bile bunu dile getirmedi.

Yani bu haliyle…

O da biraz bana benzerdi…

Oysa benim “büyük adam” olmam için elinde avucunda ne varsa harcamıştı.

Zaten fazla bir şeyi de yoktu ya!…

 

Ah babalar ah!..

Sevgi anlamında hep “üvey evlat” muamelesi gördünüz.

“Anneler günü” büyük törenler, çeşitli seremoniler, gösterişli programlarla kutlanırken…

Babalar günü biraz buruk, biraz baştan savma, biraz yüzeysel “geçiştirildi” hep.

Ya da bana öyle geldi…

Baba çınar gibidir derler, meyvesi olmasa da gölgesi yeter…

Baba ailesini dış tehlikelere karşı koruyan çelikten bir kalkan gibidir.

Fazla söze ne hacet?

Baba sevgisini dile getirme konusunda Fatih Kısaparmak’ın o çok duygusal şarkısının eline su dökecek başka bir söz var mıdır acaba?

“Bu adam benim babam

       Sekiz köşeli kasketiyle

       Omuzunda sakosuyla hey!

       Cebinde yok parası

       Bafra’dır cıgarası

       Yüreğindedir yarası…

       Altı çocuk büyütmüş

       Bir işçi maaşıyla

Bu adam benim babam hey!

Ağlama benim babam,

Ağlama naçar babam,

Kara gün geçer babam hey!

Bir kapıyı kapayan,

Gene açar babam

Ağlama benim babam hey!

Bir kapıyı kapayan

Gene açar babam…

 

Bu adam benim babam

Derdi dağlardan büyük

Çaresiz beli bükük hey!

Bir gün olsun gülmemiş,

Rahat nedir bilmemiş,

Gözyaşını silmemiş…

Bir lokma ekmek için,

Kimseye eğilmemiş,

Bu adam benim babam hey!

 

Benim babam mert adamdı

Mangal gibi yüreği

Yufka gibi kalbi vardı.

Hayatım boyunca O’na özendim

Fedakardı.

Bir dikili ağacı olmadı belki…

Ama kendisi

Onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı.

Üstümdeki kol kanat,

Sırtımı yasladığım dağ gibiydi.

Ben babamın oğluyum,

Tepeden tırnağa Anadolu’yum…

yükleniyor..