?>

“BU MEMLEKETİ SEN Mİ KURTARACAN?”

Uzun bir tatilden çıktık.

Dün mesai başladı.

         Okullar  da açıldı.

Bu yıl Milli Eğitim’de, FETÖ ve PKK  soruşturmaları nedeniyle  on binlerce öğretmen  görevden alındı.

Öğretmen açığı var.

Sadece Milli Eğitim değil.

Bir çok kurum aynı durumda.

Terörle mücadele tüm hızıyla devam ediyor.

Türkiye inşallah bu zor günleri de atlatacak.

Ben bu hafta terörden, savaşlardan  falan  bahsetmeyeceğim.

Kafama takılan şey şu:

Bu ülkede  yılda  104 gün  hafta sonu tatili mevcut.  Milli Bayram, Dini Bayram derken 20-25 gün de öylesine tatil var. Yani yılın üçte biri “tatil…”

Böylesi bir durumda “üretim” ne boyutta olur?

Eh doğal olarak oldukça eksik olur.

1974 yılına kadar ülkede  Cumartesi   yarım gün  mesai vardı. Ecevit Hükümeti kaldırdı.

İyi mi oldu?

Bence hayır…

 Bu dünyada çalışırsan  sana ekmek var.

Yan gelip yatmakla bir şey başarılmaz.

Japon  mucizesinin ortaya çıktığı yıllarda çıkarılan bir yasa ile Japonya’da  insanların günde 1 saat, devletin yararına ücretsiz çalıştığını okumuştum.

Bizde durum ne?

Yönetici sorumluluğu olanların dışında  mesai saati bitiminden iki dakika sonra kurumlarda bir kişi  dahi bulamazsınız…

Mesainin bitmesine  dakikalar  kala çalışanların  saate bakma sayısı artar.

Kimisi de “sabah geç kaldık, bari akşam geç kalmayalım(!) “ diye erkenden çıkar.

Kamu kurumlarında sıklıkla  söylenen şudur:

“Canım boş ver  devletin işi bitmez.”

Ya da…

“Bu memleketi sen mi kurtaracan!..”

Diyeceğim odur ki…

“Devlet memuru zihniyeti” yavaş yavaş  bizi  bitirmekte…

657 sayılı kanun hem memurları tembelliği itiyor, hem de memurun sorgulanmasını zorlaştırıyor. Yani bir “dokunulmazlık” zırhı mevcut. Tıpkı milletvekillerinde olduğu gibi.

Çözüm mü?

Acilen  Devlet Personel mevzuatı değişip çalışma hayatında performans yöntemine  geçilmeli…

Ancak o zaman çalışanlar  layıkıyla işlerine  sahip çıkacaklardır…

 

yükleniyor..