?>

SİYAH­ BEYAZ HATIRALAR…

Her şey Facebook’ta gezinirken gördüğüm bir fotoğrafla başladı.

Siyah Beyaz bir fotoğraf…

Bu fotoğraf beni uzun yıllar ötesine götürdü. 45 yıl geriye…

Gölhisar Ortaokulu ve Lisesinin tozlu bahçesi, küçük ağaçları, dar koridorları ve sonradan çok

özlediğimiz sınıfları gözümde canlandı.

Ah… Ah…

Ne güzel yıllardı, o yıllar…

Ne elimizde cep telefonumuz vardı, ne de evimizde televizyon. Hatta ortaokuldayken evimizde elektrik bile yoktu. Gaz lambasıyla, gemici feneriyle ders çalışırdık.

Ama inanın şimdiki çocuklara göre daha mutluyduk.

Sonra lise yılları…

İlçemize açılan lisenin ilk öğrencileri olma şansına erişen 25­30 çocuk…

Bu fotoğraftakiler, kendilerine çok şey borçlu olduğumuz, o okuldaki öğretmenlerimizdi…

İşte bakın, en arkada, uzun boylu yakışıklı edebiyat öğretmenimiz Hasan Bey... Onu unutmak ne mümkün? Okuttuğu bütün dersleri sevdirme yeteneği acaba nereden geliyordu?

Edebiyat derslerinde teneffüs zili çaldı mıydı üzülürdüm, ders bitti diye…

Nöbetçi olduğu günler elindeki ayva çubuğundan dayak yemeyen kaç öğrenci vardı ki?

Berrak hanım…

İnsan bu kadar mı işkolik olur? Günde sekiz saat derse girerdi.

Beni Orta Birden aldı Lise İkiye kadar okuttu. Temiz yüzü, çakır gözleri ve otoriter tavırlarıyla

hepimizde derin izler bırakmıştır.

İşte Fransızca öğretmenimiz Ülker hanım…

Sarı saçları, havalı gözlüğü “modern” giyimi ve güzelliğiyle dikkati çekerdi. Aramızdaki bazı yeni yetmeler ona aşıktı. Yanlış anlamayın, platonik aşk… Tabii bende hocama aşık olacak “cesaret” olmadığı için sadece fanatik hayranıydım. Ülker hanımın sınavlarında “dokuz” aldığım zamanlar üzülürdüm. Muhakkak “on” almalıydım. En azından “ neuf et demi dix…”

O çıtı pıtı, incecik haliyle Halise hanım. Ortaokul yıllarımızın coğrafya öğretmeni… O kadar

zayıftı ki, üflesen uçacak sanırdınız. İşini iyi yapar, yazılılarda sorusunu da patlatırdı: “Ezberden bir

Türkiye haritası çizerek üzerinde Ege Bölgesinin dağlarını yerleştirin…”

Hadi bakalım yapın bunu. Bu da basit sayılan bir soruydu ha…

Şükran Hoca…

Lise yıllarımızın coğrafya öğretmeni…

O da Halise hanımın aksine, bir bayana göre “yapılı” ve de epey ” havalı” görünümdeydi. Onun sınavlarında kopya çekmek serbestti. Ama bazı soruların yerini kitapta buluncaya kadar sınav süresi biterdi. Kopya çektiğimiz halde “altıyı” geçenimiz pek yoktu.

Sizi gidi “hababamlar, sizi…”

Hüseyin İnce…

Gölhisar’lı tek öğretmenimiz. Bir öğretmenden ziyade, ağabeyimiz. Sempatik, mütevazi… Üstelik müdür yardımcısı olduğu halde…

Masum yüzlü biyoloji hocamız Güler hanım…

O kadar hanım, hanımcık ve kibardı ki, hiçbir öğrenciye fiske vurmamış, belki kimseyi

azarlamamıştır. Doktor olmaya karar verirken onun biyoloji dersinin de etkisi vardı, diyebilirim.

Ve tabii epey zamandan beri “aramızdan ayrılmış” fizikçimiz, Firdevs hocamız… Sessiz, sakin ve tane tane anlatışını hiç unutamayız.

Allah rahmet eylesin…

İşte böyle dostlar…

Bakın bir resim bizi aldı, nerelere götürdü…

Nostalji çoğu zaman insanı mutlu eder, değil mi?..

Kesinlikle…

yükleniyor..